Bilmem kaç küsür yıl önce, evvel vakit çocuktuk. Baktık ki yanık yüzlerine yağmur damlası gibi kurşun yağıyor. Ranzaları kovan gibi dağılıyor etrafa. Duvarlar et yığınları gibi dökülüyor. Karıncalar yuvalarını terk etmiş, yerlerinde kan kokuları esiyordu. Tarihin silindiği söylendi o yıllar. Bellekler silinmeliymiş(!) Unutulmalıymış, anaların öfkesi vatana borçlu kılınmalıymış. Vatanmış, eşkiyaların borçları ödenmişmiş. O borçları analar çığlık atmayarak, minnettar kalarak ödemeliymiş(!) Aralığa düşmüş bir ondokuzun, onlu yaşlarında olanlar bilirler benim gibi. Kitaplıkları yakıp mazgallara dökenleri, dere kenarlarına yataklarını devirip tellere sarılı terkedilmiş kırmızı mahzun bedenleri unutmalı mıymışız? Öylemiş...
Bursa'da çığlıklar duyulmadı bu sefer. Gurbetçiler, madenlerini çatarken elleriyle yüzlerine vuran metan'ın acısı mı kahretti onları orada? Yahut çapulcuların yanık kahpe değerleri mi düşürdü ellerinden yüreklerini?
Adana'daki mahpusluk yirmi çocuk hala özgürlükçülük naraları çeken hegemonyanın, kör düğüm mahpuslarında. Seke seke 13 kurşunu bebek bedenine sığdırmak için namluyu ısıtanlar, şimdi de kürtleri bağrına basıyorlar. Hozat'ta arıcı iki gençten birini vurup, gören kardeşini de tehditlerle pusuya düşürdüler.
Şimdi değilse ne zaman gelecek zulmüne sövdüğümün topraklarımıza yaşanılabilir bir hüküm? Hangi anayasal düzenin kaçıncı bendi koruyacak şimdi ölülerimizi? Vatan deyip kudurduğunuz, köpek gibi inlediğiniz inlerinizden ne zaman çıkıp çarpışacaksınız yeryüzüne indireceğimiz o aydınlık gün ile? Gözleriniz alevlenip harıl harıl emeğin sıcağıyla tanıştığında, nasıl vicdan velaketi vereceksiniz çocuklarınıza? Biriktirdiğiniz o nefretlileri sekiz metrelik duvarlarınız mı koruyacak sanıyorsunuz efendiler? Ordularınızın bitmeyen kurşunları olsa o duvarları deşmek için milyon milyon çoğalık akmayacak mı üzerinize umutlular? Yanılıyorsunuz. Biliyorsunuz ki; bedenleriniz kiralanma süresi dolduğunda sizleri büyümekte olan çocuklarımız boğacak...







